Fotoğraf: @juanmarcelandrhylan
Bir süredir flört ederken hepimiz aynı oyunu oynuyor gibiyiz. Kim daha geç yazacak, kim ilgisini daha az belli edecek, kim duygusunu daha iyi saklayacak… Netliğin risk, belirsizliğin ise neredeyse bir kural haline geldiği bu dönemde, valencore tam da “artık hiçbir şeye adını koymuyor muyuz?” diye sormaya başladığımız anda karşımıza çıktı.
Bu yorgunluğun içinden ise daha sakin ama daha sahici bir flört dili yükseliyor. Dikkat çekmekten çok temas etmeyi, iddia etmekten çok hissettirmeyi önceleyen bir hal bu.

İlgiyi saklamayı değil, hoşlanıyorsanız bunu dürüstçe gösterebilmeyi; bağ kurmaktan kaçmak yerine o ihtiyacı tanımayı savunuyor. Flörtü bir strateji alanı olmaktan çıkarıp yeniden insani bir zemine taşıyan bu yaklaşım ise bugün valencore olarak adlandırılıyor.
Belirsizlikten sıkılanların dili

Anlayacağınız üzere, Valencore’un merkezinde netlik var. Ama bu netlik sert, keskin ya da iddialı bir tavırdan çok, duygusal olarak erişilebilir olma halini tarif ediyor. “Aklımdasın” demekten çekinmemek, hoşlanıyorsanız bunu gizlememek, plan yapmaktan kaçmamak… Yani flörtü sürekli hamle hesaplanan bir satranç tahtası gibi görmemek.
Valencore, “mesajı hemen atarsam değersizleşirim” düşüncesini de, “çok bağlanmayalım” refleksini de aynı anda sorguluyor. Çünkü artık farkındayız: Belirsizlik özgürleştirmiyor, sadece kafa karışıklığı yaratıyor. Bu yeni yaklaşımda ilgi göstermek ise bir risk değil; duygunun açık ve net bir ifadesi olarak görülüyor.
Küçük jestler, büyük anlamlar

Hal böyle olunca, valencore romantizmi de yüksek sesle yaşanmıyor; daha çok gündelik detaylarda kendini belli ediyor. Eve vardığında atılan kısa bir mesaj, gerçekten dinlenen bir konuşma, “görüşürüz” demek yerine “tekrar ne zaman buluşuyoruz?” diye sorabilmek… Tüm bunlar gösterişten uzak ama sürekliliği olan bir temas biçimine işaret ediyor.

Abartıdan uzak bu yaklaşımda dramın yerini bağ, hızın yerini ise süreklilik alıyor. Tam da bu yüzden valencore, flörtün temposunu bilinçli olarak yavaşlatıyor; hızlı tüketilen duygular yerine kalabilen hislere alan açıyor. Büyük bir romantizm iddiası taşımıyor belki ama tam da bu sadelik sayesinde önemli bir şeyi başarıyor: Duyguyu utanılacak ya da saklanacak bir şey olmaktan çıkarıyor.
Peki romantizm gerçekten geri mi dönüyor?

Sonuç olarak mesele, romantizmin gerçekten kaybolup kaybolmadığı değil; bir süre boyunca kendini korumak için geri çekilip çekilmediği aslında. Valencore tam da bu savunmayı yumuşatıyor. “İlgileniyorum ve hoşlanıyorum” demenin hala mümkün olduğunu, netliğin hala çekici olabileceğini bize yeniden hatırlatıyor.
Ve belki de bugün flört dünyasında en radikal hamle tam olarak burada yatıyor: Duygularımızı saklamamakta.
İlginizi çekebilir >>>>> Swag gap: İlişkilerde tarz uyumsuzluğunun modern adı
