Endüstri ürünleri tasarımcısı Esra Yıldırım Karakaş, kurucusu olduğu Sugibi’deki her bir tasarım ile insanların hayatında küçük ama kalıcı izler bırakmayı amaçlıyor; tıpkı en başından beri hayal ettiği gibi.
Endüstri Ürünleri Tasarımı eğitimimle başlayan yolculuğum, 20 yılı aşkın süredir sofra ve ev dekorasyonu alanında ürettiğim yüzlerce desen ve onlarca formla devam ediyor. Ulusal ve uluslararası markalar için geliştirdiğim koleksiyonların farklı coğrafyalarda insanlarla buluşması, tasarımın evrensel bir dil olduğuna dair inancımı her seferinde yeniden güçlendiriyor. Aldığım tasarım ödüllerini ise üretim disiplinimin global ölçekte karşılık bulmasının bir göstergesi olarak görüyorum.

Kurucusu olduğum Esra Yıldırım Design Studio’da, multidisipliner bir yapıyla farklı sektörlerde firmalara ürün geliştiriyor ve markaların tasarım stratejilerini oluşturuyoruz. Benim için tasarım yalnızca estetik bir sonuç değil; fonksiyon, kültür, üretilebilirlik ve hikaye bütünlüğünün bir araya geldiği bir süreç. Bir ürünün fikir aşamasından üretime, pazarlamadan rafta müşteriyle buluştuğu ana kadar tüm yolculuğunun içinde olmak, tasarım anlayışımın en önemli parçası. Yıllar içinde tasarımlarımın pek çok evde yer aldığını bilmek, bana en çok mutluluk veren şeylerden biri.
İki yıl önce, tüm bu deneyimin doğal bir uzantısı olarak bir takı markası kurma hayaliyle yola çıktım. Sugibi, tasarım ofisimin içinden doğdu. Bu markayı kurarken amacım yalnızca yeni bir ürün üretmek değildi; çünkü dünyanın bir takı markasına daha ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Benim hayalim, bir kutu açıldığında insanın kendini iyi hissetmesini sağlayan duygusal bir deneyim yaratmaktı. Bir takının yalnızca estetik bir obje değil, anlam taşıyan bir deneyim olmasını istedim. Yüzyıllardır takılar bir sembol, bir niyet ve bir hatırlatıcı oldu. Sugibi’yi de bu geleneğin çağdaş bir devamı olarak kurguladım. Her koleksiyonun arkasında kavramsal bir çerçeve, malzeme araştırmaları ve güçlü bir tasarım dili var.
Koleksiyonlarımda farklı zanaatleri, teknikleri ve malzemeleri bir araya getiriyorum. Üfleme cam üretimi yaptığım dönemde birlikte çalıştığım ustamın atık cam parçalarından “sürdürülebilir lüks” temasıyla özgün bir koleksiyon tasarladım. Her biri birbirinden farklı parçalar ortaya çıktı; atık olarak görülen cam kırıkları yeni bir kimlik kazandı. Benim için bu, tasarımın dönüştürücü gücünün en somut örneklerinden biriydi.
Yapay zekanın geleceği şekillendirdiği bir dönemde, zanaatlerin değerinin daha da artacağına inanıyorum. Dijitalleşen dünyada el emeğinin, ustalığın ve dokunarak üretmenin kıymeti daha görünür hâle gelecek. Bu yüzden sadekarlık eğitimi alarak üretim sürecine birebir dahil oldum. Kapalıçarşı’nın ruhunu içime çekiyor, atölyelerin tozunu yutuyor ve ustalarımdan öğrenerek marka yolculuğuma devam ediyorum.

Zamanla Sugibi yalnızca bir marka değil, bir topluluğa da dönüştü. #SugibiWomen buluşmalarıyla farklı alanlardan kadınları bir araya getiriyoruz. Sanat, tarih, felsefe, psikoloji ve mitoloji gibi konular etrafında paylaşımlar yaptığımız sofralar kuruyoruz. Tasarımın birleştirici gücünü sosyal bir zemine taşıyarak kadınların birbirine alan açtığı bir platform oluşturuyoruz. Ben buna bir tür insan kütüphanesi diyorum.
Bugün hedefim, ekibimle markalara tasarım yapmaya devam ederken Sugibi’yi tasarım köklerinden beslenen, özgün ve uluslararası ölçekte güçlü bir marka olarak büyütmek.
İlginizi çekebilir >>>>> Berfin Yeva Demirciyan’ın kaleminden: Kadınlar nasıl değiştirir?
