Fotoğraf: @festivaldecannes
Bazı festival afişleri yalnızca yaklaşan etkinliği duyurmaz; aynı zamanda kültürel bir tavır da ortaya koyar. 12-23 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek 79. Cannes Film Festivali, resmi afişinde bu kez sinema tarihinin en unutulmaz ikililerinden Thelma & Louise’i seçti. Geena Davis ve Susan Sarandon’ın yer aldığı bu tercih, sadece sinema tarihine bir selam değil; kadın dayanışması, özgürlük arzusu ve kuralları reddeden bir ruh haline de güçlü bir gönderme.
Bir afişten fazlası
Festival yönetimi, filmin 20 Mayıs 1991’de Cannes’da dünya prömiyerini yaptığını hatırlatarak afişin bir yıldönümü jesti olduğunu açıkladı. Ancak bu karar yalnızca geçmişi romantikleştirmekten ibaret değil. Çünkü Thelma & Louise, yıllar geçtikçe anlamı büyüyen filmlerden biri oldu. İlk izlendiğinde cesur bulunan hikaye, bugün çok daha katmanlı okunuyor: erkek şiddeti, sistem baskısı, kadın öfkesi, dostluk ve kaçış arzusu. Afişte kullanılan siyah-beyaz kare de dikkat çekici bir detay. Renkli ve enerjik bir filmin hafızasını monokrom bir görüntüyle çağırmak, tasarıma ayrı bir ağırlık katıyor.
Thelma & Louise neden hala konuşuluyor?
Ridley Scott imzalı film, klasik “road movie” türünü tersyüz eden yapımlardan biriydi. Genellikle erkek karakterlerin merkezde olduğu bu anlatı biçiminde, direksiyon bu kez iki kadındaydı. Film, kadın karakterleri yalnızca romantik yan hikayelerin parçası olarak değil, hikayeyi sürükleyen özne olarak konumlandırdı. Mizahı, gerilimi, duygusallığı ve öfkeyi aynı yolculukta bir araya getiren bu yapıma yıllar sonra bile referans verilmesinin nedeni, döneminin ötesine geçen duygusal etkisi.
Cannes bu yıl nasıl bir mesaj veriyor?

Festival afişleri her zaman dikkatle seçilir. Çünkü o görsel, sinema kamuoyuna verilen ilk mesajdır. Geçtiğimiz yıl afişte romantik sinema hafızasına göz kırpan bir seçim vardı. Bu yıl ise rota daha sert, daha özgür ve daha politik bir yere çevrilmiş görünüyor. Cannes, bu kez merkezine iki kadın karakteri koyuyor. Bu da festivalin yalnızca sinema tarihini kutlamadığını, hangi hikayelerin bugün yeniden konuşulması gerektiğini de düşündüğünü gösteriyor.
Son dönemde politik çıkışları nedeniyle sektörde dışlandığını, iş tekliflerinin azaldığını söyleyen Susan Sarandon’ın böylesine önemli bir festival afişinde yer alması, birçok kişi tarafından sembolik bir duruş olarak değerlendirildi. Cannes gibi küresel etkisi yüksek bir kurumun Sarandon’ı bu kadar görünür bir noktaya taşıması, yalnızca sinema tarihine değil bugünün tartışmalarına da dokunan bir hamle olarak okunabilir.
İlginizi çekebilir >>>>> Alışılmış düzene meydan okuyan kadınlar: “32 Metre” İstanbul Film Festivali’nde
