Tasarımın yalnızca estetik değil, bir yaşam deneyimi olduğuna inanan House of Icons, global markaları ilham veren bir dünyada buluşturuyor. Marka Direktörü Cansu Eroğlu ile lüksün yeni kodlarını ve zamansız tasarım anlayışını keşfe çıkıyoruz.
Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? House Of Icons’ın kuruluş hikâyesi nasıl başladı?

İstanbul Üniversitesi İşletme mezunuyum ancak sanat, tasarım ve dekorasyon her zaman hayatımın bir parçasıydı. Zamanla bu merakımı daha bilinçli bir perspektife taşıyarak profesyonel olarak bu alanda ilerlemeye karar verdim. Bugün House of Icons (Hi) markasını bu vizyonu paylaşan bir ekiple kurguluyor ve geliştiriyoruz.
House of Icons markasını, ikonik ürünleri ve zamansız tasarımları bir araya getiren, yaşayan bir ilham ve deneyim merkezi olarak tasarladık. Bu nedenle House of Icons, klasik bir mağaza anlayışının ötesinde dünyanın seçkin markalarının tek çatı altında buluştuğu küratöryel bir tasarım showroom’u. Yaklaşık 2 bin metrekarelik showroom’umuzda, Atmosphera, Capital, Contardi, Ezpeleta, Foscarini, Glas Italia, Hessentia, Italamp, Lema, Leucos, Living Divani, Longhi, Penta, Polspotten, Porada, Rückl, Saba, Talenti, Varaschin, Vermobil gibi markaların çağdaş ve klasikleşmiş tasarımları bulunuyor.
Eroğlu Global Holding’in modadan tasarıma uzanan köklü birikimi de bu yapının en önemli ilham kaynaklarından biri. Amacımız, global ölçekte güçlü estetik anlayışını, Türkiye’de dekorasyona ve tasarıma ilgi duyan kitleyle buluşturarak ilham veren bir deneyim sunmak.
House of Icons fikri ortaya çıkarken sizi en çok motive eden şey neydi? Türkiye’de nasıl bir boşluk gördünüz?

Yarım asra yaklaşan bir sürede modaya, tasarıma, entelektüel sermayeye yatırım yapan bir gelenekten geliyoruz. Eroğlu Global Holding olarak bugüne kadar modadan tasarıma, mobilyadan dekorasyona pek çok öncü projeye imza attık. House of Icons’ı (Hi) kurarken de yine farklı ve öncü bir marka yaratmak istedik. Mobilya ve dekorasyon alanında uzun yıllara dayanan tecrübemizle Türkiye’de bu alanda önemli bir açık olduğunu gördük. Buradan yola çıkarak ikonik ürünleri, zamansız tasarımları bir araya getiren yaşayan bir ilham ve deneyim merkezi kurduk. Evet burası klasik bir showroom değil çünkü Hi standart, klasik bir marka değil. Arkasında bir felsefe, bir hikaye, önünde güçlü bir vizyon var.
Yine süreci başka bir açıdan ele alırsak, biz İstanbul’u Türkiye’nin tasarım, moda, mobilya alanında taşıyıcı unsuru, yüzü, referansı olarak görüyoruz. Burası zaten başlı başına ikonik bir şehir. Kıtaları, kültürleri, yaşamları birleştiriyor… Böyle iddialı bir kentin House of Icons gibi ikonik bir merkeze ihtiyacı vardı. İstanbul sadece Türkiye’nin değil bu içinde bulunduğu coğrafyanın da en önemli moda ve tasarım kenti. Bu yaklaşım da Hi’ın hikayesini kurgularken bize ilham verdi. Aynı İstanbul’un ikonik bir şehir, bir deneyim ve ilham merkezi olması gibi House of Icons da dünyaca ünlü tasarımcıların ikonik ürünlerinin toplandığı bir yaşam merkezi.
Amacımız; global ölçekte ikon haline gelmiş markaları bir araya getirerek, kullanıcıların farklı tarzları keşfedeceği, yaratıcı bir yolculuk yaşayacağı bir deneyim ve ilham alanı yaratmaktı.
Ultra lüks mobilya ve dekorasyon markalarını tek bir çatı altında toplama fikri oldukça güçlü bir vizyon. Bu yapıyı oluştururken en önemli kriterleriniz neler oldu?

Bugün mobilyada trendler yeniden şekilleniyor. Bu trendler arasında otantiklik ve hikaye, minimal, gerçek, sürdürülebilir ve duyusal tasarım ile kürasyon yer alıyor. Tüketiciler artık önlerine sunulan seçenekler arasında ciddi bir karar yorgunluğuna düştü. Bir mobilya ve dekorasyon markası olarak ise buradan çıkış noktanız, gerçekten insanlara hikaye yaratmanız, duyularına hitap etmeniz ve bu mobilyaları tüketicilere iyi bir kürasyonla sunma şeklinizde yatıyor.
Bizler de House of Icons markasını kurarken farklı ve öncü bir marka yaratmak istedik. House of Icons’ı ikonik ürünleri ve zamansız tasarımları bir araya getiren, yaşayan bir ilham ve deneyim merkezi olarak tasarladık. Hi standart, klasik bir marka değil. Arkasında bir felsefe, bir hikâye, önünde güçlü bir vizyon var. Dolayısıyla burası özgün bir konsept.
House of Icons’ın en özel yanı, yalnızca bir satış noktası değil; küratöryel bir tasarım deneyimi sunması. Biz, ürünlerin ötesinde güçlü bir vizyona sahibiz. Uluslararası ikon markalarını bir araya getirerek ülkemizdeki tasarım meraklılarına dünyanın en seçkin örneklerini aynı çatı altında sunuyoruz. Bu da House of Icons’ı sektörde benzersiz bir konuma taşıyor.
Bir markanın “House of Icons dünyasına” dahil olabilmesi için hangi değerlere veya tasarım diline sahip olması gerekiyor?
Kürasyon sürecimizde her markayı sadece ürün kalitesiyle değil, tasarım dili, inovasyon gücü ve kültürel etkisi ile de değerlendiriyoruz. Bizim için “ikonik” olan, zamansızlıkla çağdaşlığı buluşturan yalnızca mobilya değil, bir yaşam biçimi sunması. Bu nedenle Hi çatısı altında yer alan her marka, global ölçekte tasarım dünyasında belirleyici bir rol üstlenen isimlerden seçildi.
House of Icons dünyasına bir markayı dahil etmeden önce dünyadaki tüm trendleri takip ediyoruz, dünyanın farklı coğrafyalarına gidip markaların ürünlerini doğrudan deneyimliyoruz. Bir markanın Hi çatısı altına girebilmesi için bizim için en önemli öncelik kalite. House of Icons markamızla belli bir kaliteyi yakalamaya ve bunu korumaya özen gösteriyoruz. Tabii showroom’da ortak bir tasarım dili oluşturmaya da özen gösteriyoruz. Ziyaretçilerimiz showroom’umuza geldiğinde o bütünlüğü, kaliteyi ve gerçek lüksü hissetmeli.
Sizce günümüzde lüks artık sadece ürünle mi ilgili, yoksa bir yaşam hissi ve deneyim mi satılıyor?

Dünyanın, insanların, mekana bakışının her geçen gün değişip, dönüştüğü, “seçeneklerin sınırsızlaştığı” bir dünyada beklentilere cevap vermek, ihtiyaçları doğru okumak çok önemli hale geldi.
2026 dekorasyon anlayışı, mükemmel görünen evlerden ziyade kişisel hikayeler anlatan mekanları öne çıkarıyor. Artık insanlar mekana ve tasarıma dinlenme ya da estetik ihtiyacın yanında günlük zihinsel performansı ve psikolojik dengeyi koruyan bir anlam da yüklüyor.
Pandemiyle birlikte evlerin yalnızca barınma alanları ve dört duvar olmaktan çıkıp çalışma, dinlenme ve sosyalleşme alanlarına dönüştüğünü uzun zamandır gözlemliyorduk. İnsanların evde geçirdiği sürenin artması mekânlardan beklentileri de değiştirdi. Bu dönüşümle birlikte “doğayı iç mekana taşıma” trendi bir ihtiyaç haline geldi.
Lüks kavramı da bu doğrultuda değişkenlik gösterdi. Günümüzde lüks kavramı sade bir üründe gerçek bir tasarımcı imzasında kendisini buluyor. İnsanlar da artık minimal lükse eğilim gösteriyor ve evlerinde de sade lüksü ön plana çıkarıyor.
Dünyadaki mobilya, dekorasyon ve iç mekân trendlerini yakından takip eden biri olarak, sizce önümüzdeki dönemde “sessiz lüks” nasıl evrilecek?
Sessiz lüks artık yalnızca logodan uzak, sade bir estetik anlayışı olarak kalmayacak. Önümüzdeki dönemde bu kavramın daha bilinçli, daha kişisel ve daha derin bir forma evrileceğini düşünüyorum. Sessiz lüksün yeni döneminde ürünün fiyatından çok işçiliği, kültürel referansı, üretim etiği ve özgünlüğü konuşulacak.
Bir diğer önemli dönüşüm ise görünmez ayrıcalık anlayışında olacak diye düşünüyorum. Eskiden lüks, sahip olunan ürünle görünürdü şimdi ise erişim, deneyim ve zaman üzerinden tanımlanıyor. İyi seçilmiş bir materyal, kişiselleştirilmiş bir hizmet ya da yalnızca belirli bir çevrenin anlayabileceği tasarım dili, yeni lüks kodlarını oluşturacak.
Ayrıca bu dönemde fazla steril, fazla risksiz markalar yerine kökleri olan, duygusu olan ve kendine ait bir tavır taşıyan markalar öne çıkacak.
Sessiz lüksün, doğru uygulandığında bir trend olmaktan çıkıp marka kimliğinin doğal bir uzantısına evrileceğini düşünüyorum.
House of Icons çatısı altında bir araya gelen markalar arasında nasıl bir sinerji yaratmayı hedefliyorsunuz?

House of Icons markası içerisindeki showroom’u ortak bir vizyon ve yaşam kültürü platformu olarak görüyoruz. Buradaki en önemli hedefimiz her markanın kendi DNA’sını korurken birbirini besleyen bir ekosistem yaratabilmesi.
Bugünün lüks tüketicisi artık sadece ürün satın almıyor; dünyalar arasında geçiş yapmak, ilham almak ve bir yaşam tarzının parçası olmak istiyor. Biz de bu sinerjiyi tasarım dili, tüketici deneyimi, içerik üretimi ve kültürel iş birlikleri üzerinden kurmayı hedefliyoruz.
Örneğin bir markanın estetik yaklaşımı, diğerinin zanaat anlayışıyla bir diğerinin global bakış açısı ise farklı bir markanın lokal hikayesiyle birleşebiliyor. Bu da hem markalar arasında organik bir güç yaratıyor hem de tüketicilerimize daha bütünsel bir deneyim sunuyor.
Ayrıca House of Icons çatısı altında rekabetten çok ortak değer üretimine inanıyoruz, çünkü günümüz lüksünde asıl güç, tek başına görünür olmaktan değil doğru kürasyonu yapabilen güçlü topluluklar yaratabilmekten geliyor.
Türkiye’de lüks mobilya ve dekorasyon sektörünün bugününü ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce global ölçekte nasıl bir potansiyel taşıyor?


Türkiye dekorasyon ve mobilya dünyasında gerçekten çok büyük bir zenginliğe sahip. Bulunduğu coğrafi konum sayesinde hem Avrupa’dan hem de Orta Doğu’dan birçok farklı tasarımı bir arada barındırıyor. Lüks mobilya ve dekorasyon ise yalnızca büyüyen değil aynı zamanda kendi kimliğini kazanan bir dönüşüm içinde. Bugün artık yalnızca global trendleri takip eden bir alan değil kendi estetik dilini de oluşturmaya başlayan ve tasarım hikayesi olan bir noktaya evriliyor.
Bu anlamda ülkemizde birbirinden değerli ve harika işler yapan çok fazla sayıda tasarımcı var. Öyle bir noktaya gelindi ki artık tasarımcılarımız globali buraya entegre etmiyor, burada ayrı bir hikaye ve dil yaratıyor. Özellikle zanaatkarlık, doğal malzeme kullanımı, özel üretim kültürü ve zamansız tasarım anlayışı Türkiye’nin en güçlü avantajları arasında. Çünkü artık global lüks dünyasında insanlar kusursuz ama ruhsuz ürünlerden çok karakteri, dokusu ve hikâyesi olan yaşam alanları arıyor.
Kendi hikayemizi ve kültürel dokumuzu yarattığımız bu yeni dönemde artık Türkiye lüks mobilya dünyasında çok daha görünür bir oyuncu haline gelecektir.
Kendi estetik bakış açınızı üç kelimeyle tanımlamanız gerekse bunlar ne olurdu?
Rafine, zamansız, ikonik.
House of Icons için önümüzdeki dönemde bizi heyecanlandıracak yeni projeler veya hedefler var mı?
Önümüzdeki dönemde bir yandan marka portföyümüzü genişletirken, bir yandan da House of Icons deneyimini daha da zenginleştirecek adımlar atacağız. Yeni iş birlikleri, dijital entegrasyonlarla ziyaretçilerimizi bütünsel bir tasarım yolculuğuna davet edeceğiz. House of Icons’ı ziyaret edenler, global tasarım dünyasının en güncel ve ilham verici örnekleriyle buluşacaklar. Ana konumumuzu ve lükse bakışımızı bozmadan marka iş birliklerimizi artırarak devam ettirmeyi hedefliyoruz.
