URAStudio’nun kurucusu Yüksek Mimar Emir Uras, yoga eğitmeni eşi Zeyneb ve kendi için Muğla Ula tepelerinde doğayla bütünleşen, modern ve yalın detaylara sahip bir ev tasarlamış. brüt beton ve yerel konglomera taşından inşa edilmiş yapı, ters dönmüş bir teknenin karinasını hatırlatan çatısı ve asma katındaki lomboz penceresi ile görenin bir daha asla unutamayacağı bir tasarıma sahip.
Hazırlayan Serra Akar
Fotoğraflar İbrahim Özbunar
Emir Uras portre fotoğraf Kerim Knight
Ula’ya taşınma hikâyesi ve Emir Uras’ın mimari eğitim geçmişi

Yüksek mimar Emir Uras, altı yıl önce eşi Zeyneb ile birlikte İstanbul’da yaşadıkları evi kapatarak, Muğla’nın Ula ilçesi Çıtlık köyünde hayalleri doğrultusunda tasarladığı bu brüt beton eve taşınma kararı almış. “Burası, muhteşem havası ile sakin bir köy. Karadeniz’den sonra Türkiye’nin ikinci en sulak ve verimli bölgelerinden.” diye söze başlıyor Emir Uras. Bu arsayı yıllar önce en yakın arkadaşıyla birlikte satın almaya karar vermişler. İlk kendi evini bir yıl sonra aynını arkadaşı için tasarlamış. “Eşim ve ben ilk başlarda burayı hafta sonlarını geçireceğimiz bir mekan olarak düşünmüştük. Geldiğimizde temizliği konusunda bizi uğraştırmayacak, pratik ve ihtiyacımız kadar alana sahip, küçük bir evde yaşama hayalimiz vardı.” diye anlatmayı sürdürüyor Uras verandasında otururken.
İngiltere, Millfield’de ortaokul ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Architectural Association (AA) London’da ve Kingston Polytechnic Surrey’de mimarlık üzerine eğitim almış. Yüksek lisansını Los Angeles Güney Kaliforniya Mimarlık Entitüsü’nde (SCI-Arc) tamamlamış. URAStudio’yu 1995’te Los Angeles’ta kurmuş. Amerika’da çeşitli projelerde çalıştıktan sonra ofisi 1998’de İstanbul’a taşıma kararı almış. 2013’ten bu yana kendine ait ofisinde mimar, tasarımcı ve sanatçı kimliği ile çalışmalarını sürdürüyormuş.
Arazi kurgusu ve beton kabuk mimarisi


Bahçesine bakarken çakıl taşları ve birbirinden değişik bitki türleri ile harika bir peyzaj yaratılmış olduğunu düşünüyoruz. Provans’taki çiftlik evlerini hatırlatıyor burası… Beş set aşağı doğru eğimli devam eden geniş arazinin en alt kısmında zeytin ağaçları bir üst kademesinde narenciyeler ve sonrasında havuz konumlandırılmış. Çakıl zeminli bahçeye açılan ev, arazinin en tepesinde yer almış. Evden havuz görmeyi sevmediklerinden aşağıda konumlandırılmış. Kolon ve kiriş kullanılmayan yapı, iki ters dönmüş beton kabuktan oluşmuş. “Bunlar kendi kendini taşıyan iki kütle. Eve girildiğinde büyük ve yüksek bu kabuk tüp etkisi yaratarak manzaraya sahip ovayı güzel çerçeveleme imkanı sunuyor.” diye belirtiyor.
Yaşam alanlarının yerleşimi ve işlevleri


Evin yaşam alanları bu iki bağımsız beton yapılara dağılmış. İlkinde biri doğu diğeri batıyabakan iki yatak odası yer almış. Yapılardan on sekiz metrekarelik asma katı olan hem ofis hem atölye işlevi görüyormuş. Yanındaki platformda eşi Zeyneb’in yoga derslerini gerçekleştirdiğini söylüyor. Çocukları ve yakın arkadaşları geldiğinde onları bu asma katta misafir edebildiklerini de anlatıyor Uras. “Asma katta harika bir manzara var. Ovayı tepeden gören en keyifli yerlerden.” diyor. Çift, yemek yapmayı sevdiğinden evin kalbi olarak adlandırdıkları diğer hacimsel olarak daha büyük beton yapıya, ince uzun ada tezgahı olan mutfağı yerleştirmeyi uygun bulmuş. Önünde oturma alanı yer almış. Burada ocağın arkasına geçtiğinde bir teknenin kaptanı gibi tüm mekana hakim olabilme hissini sevdiğini söylüyor.
İç mekân felsefesi ve malzeme seçimleri


Evin, avlu diye belirtilen kısmında ağırlıklı kışın vakit geçiriyorlarmış. Burası iki taraftan ön ve arka bahçeye geçiş sağlayan eski Türk evlerindeki sofaları andıran bir yaşam alanı aynı zamanda. Yıllarca büyük evlerde yaşamış olsalar da yatak odalarını hep küçük metrekarelerde tercih ettiklerini söylüyor Uras. “Yatak odasında banyo dahil yirmi metrekarelik bir alan bize göre en ideal olan. Sanat eseri ve elektronik eşyaları yattığımız aynı mekanda bulundurmamayı tercih ediyoruz. Müşterilerime de hep bunu öneririm.” diyor. Eve farklı zamanlarda yansıyan ışığın içerideki renkleri değiştirdiğini söylüyor. Renk tercihleri nötr, ağırlıklı beyaz, gri ve bejden yana olmuş. Bu evin önemli özelliklerinden biri beton, yerel konglomera taşı ve beyazlatılmış meşe gibi sadece üç ana malzemeler kullanılması olmuş.
Yalın yaşam ve doğayla bütünleşme

İstanbul’da yaşadıkları büyük evi kapatıp buraya taşınma kararı verdiklerinde sadece yıllar içinde severek kullandıkları eşyaları yanlarında getirmişler. Bakarken onları mutlu eden birkaç sanat eseri, öğrenciyken İngiltere’deki evine aldığı ilk koltuğu, Los Angeles’ta yaşadığı evi hatırlatan kaktüs lamba bunlardan bazıları. Yaşam için önem verdikleri üç kaynağı burada bulduklarını ve bunun kendilerine yettiğini belirtiyor. Temiz hava, temiz su ve temiz toprakta yetişmiş temiz mahsul… Onları kendilerine yaklaştıran, farkındalıklarını çok daha ileri seviyelere taşıyan, tasarımın en yalın haline sahip keyifli evlerinde huzuru mükemmel yakalamış gözüküyor bu çift.
İlginizi çekebilir >>>>> Ortabaş Evi ile No:35 Mimarlık’ın zamansız tasarım anlayışı
