Fotoğraf: Pexels
İlişkilerde birlikte mutlu olmak ne kadar gerçekse, ayrılmak da en az o kadar gerçek. Bir ayrılık yaşandığında çoğumuz benzer bir iç savaşın içinden geçiyoruz; bir yanımız yazmak isterken diğer yanımız geri çekilmemiz gerektiğini söylüyor.
“Yazmalı mıyım?”, “Story’sine bakmalı mıyım?”, “O yazarsa cevap vermeli miyim?” gibi sorular zihnimizin içinde dönüp duruyor. Aslında mesele çoğu zaman yalnızca karşı taraf değil; kopuşu gerçekten kabul edip edemediğimiz.

Modern ilişkilerde belirsizlik nasıl flörtün dili haline geldiyse, ayrılık sonrası da yarım temas fark etmeden hayatımıza yerleşti. Hani şu “tam bitmedi ama devam da etmiyor” hali var ya, birçok kişi ayrılıktan sonra tam olarak orada kalıyor.
Gün içinde hayatınıza devam ediyorsunuz; çalışıyor, arkadaşlarınızla görüşüyor, planlar yapıyorsunuz. Ama bir yandan da o bağın tamamen koptuğunu hissedemiyorsunuz. Ne gerçekten var ne de gerçekten yok. Görünürde bitmiş gibi ama arka planda hala sürüyor gibi.
Ayrılık sonrası görünmez bağlar

No contact kavramı bu noktada çoğu zaman bir strateji gibi anlatılıyor; sanki amaç karşı tarafın özlemesini sağlamak, değerini fark ettirmek ya da geri dönüşü tetiklemekmiş gibi sunuluyor. “Özlesin”, “değerimi anlasın”, “geri dönsün” beklentisiyle uygulanan bir taktik havası veriliyor. Oysa sağlıklı bir çerçevede mesele bundan oldukça farklı.
Bu trend kavramının, karşı taraf üzerinde bir etki yaratmaktan çok, sizin kendi duygusal alanınızı korumanızla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ayrılık yalnızca iki kişinin yollarını ayırması anlamına gelmiyor; aynı zamanda zihnin ve bedenin alıştığı bir bağın çözülme sürecini de içeriyor.
Bu bağın gerçekten çözülebilmesi içinse temasın net biçimde kesilmesi gerekiyor; aksi halde kopuş fiziksel olarak yaşansa bile zihinsel olarak tamamlanamıyor.

Benzer şekilde, ayrılık sonrası en yıpratıcı olan şey çoğu zaman acının kendisinden çok belirsizlik oluyor. “Belki ileride”, “şu an doğru zaman değil”, “tam kopmadık” gibi cümleler ilk anda umut verici görünebiliyor; ancak aslında iyileşme sürecini sürekli erteleyen bir askıda kalma hali yaratıyor.
Arada kalmışlık hali ise, duygusal sistemi net bir başlangıç ya da bitiş çizgisi olmadan çalışmaya zorluyor. İşte no contact tam da bu noktada bir cezalandırma yöntemi olmaktan çıkıp bir netlik pratiğine dönüşüyor. Şu an temas etmeyeceğinizi bilmek, zihniniz için görünmez ama sağlam bir sınır çiziyor ve toparlanma sürecinin gerçekten başlayabilmesi için gerekli alanı açıyor.
Mesafe bazen en sağlıklı temas olabilir

Elbette, no contact süreci her zaman kolay ilerlemiyor. İlk günlerde eliniz telefona daha sık gidebilir, merak duygusu artabilir, hatta verdiğiniz kararı sorgulayabilirsiniz. Çünkü bir bağı kaybetmek, yalnızca bir kişiden değil; alışkanlıklardan, ortak hayallerden ve paylaşılan kimlikten de ayrılmak anlamına geliyor.
Ancak temas etmemeyi seçtiğiniz her gün, aslında kendinize küçük ama güçlü bir mesaj veriyorsunuz: İyileşmem öncelikli. Zamanla o yoğun dürtü yerini daha sakin bir kabullenişe bırakıyor ve ilişkinin bittiği gerçeği, can yaksa da daha taşınabilir hale geliyor.
Belki de no contact’ın en görünmeyen ama en değerli tarafı burada; karşınızdakini değil, kendinizi merkeze almayı öğrenmekte.
İlginizi çekebilir >>>>> Yapay zekanın sıradaki hedefi ilişkileriniz olabilir mi?
