Fotoğraf: Pexels
Günümüzün en büyük paradokslarından biri, kadınların “özgürleştiği” söylenen dijital çağda her zamankinden daha görünür ama bir o kadar da filtreli hale gelmeleri.
Sosyal medya, özgür ifade ve görünürlük vaat ederken, bu görünürlüğü pürüzsüz ciltler, kusursuz kadrajlar ve aynı estetik kalıplar içine sıkıştırıyor. İşte tam bu çelişkinin ortasında yeni bir kavramla tanışıyoruz: Filtre feminizmi.
Filtre feminizmi ve temsili
Filtre feminizmi, kadınların feminizm söylemini estetik bir çerçeveye oturtarak, onu “tüketilebilir” hale getirmesini anlatan bir kavram.
Bu yaklaşım, özgürleşme fikrinin bizzat bir estetik biçim olarak yeniden üretildiği bir alan yaratıyor. Yani artık “güçlü kadın” imgesi politik bir mücadeleden çok, görsel bir stile, pazarlanabilir bir kimliğe dönüşüyor.

Dönüşümün sonucunda ise, özünde özgürleştirici olması gereken feminizm, tüketim kültürüyle harmanlanmış bir versiyona evriliyor: parlatılmış bir özgürlük hissi.
Ortaya çıkan bu imaj, “her şeyini kontrol eden kadın” algısını satarken aslında hepimizi görünmez bir baskının içine çekiyor: Güçlü görün, ama güzel olmayı unutma. Kadınlar artık yalnızca kendi değerlerini kanıtlamak için değil, o değeri “estetik biçimde” kanıtlamak için de çabalıyor. “Gerçek” yerine “ideal” kadınlık öne çıkıyor; yorgunluk, dağınıklık, kararsızlık gibi insani haller ise yavaşça arka plana itiliyor.

Feminizm mi, yeni bir estetik trend mi?
Bildiğiniz üzere, trendler artık sadece moda, müzik ya da makyajla sınırlı değil; düşünceler, bakış açıları, hatta ideolojiler bile trend haline gelebiliyor. Bugün sosyal medyada feminizm de tam olarak bu dönüşümün içinde: bir fikirden çok, “iyi görünmesi gereken” bir duruşa dönüşüyor.

Kimi zaman bir markanın koleksiyonunda, kimi zaman bir influencer’ın sabah rutini videosunda karşımıza çıkıyor. Ve bu noktada, neyin gerçekten politik bir duruş, neyin yalnızca estetik bir jest olduğunu ayırt etmek gittikçe zorlaşıyor.
Çünkü görünürlük artık samimiyetle değil, algı yönetimiyle ölçülüyor. Ama bize asıl gereken, gerçekten neye inandığımızı hatırlamak.
Filtreyi kaldırmak
Bugün filtre feminizmi, bize güçlenmeyi bir “parıltı” gibi sunsa da, asıl güç her zaman ışığın altında parlamaz; bazen gölgenin içinde, kendi sesini bulmaya çalışmakla ortaya çıkar.

Bu nedenle filtreyi kaldırmak artık yalnızca bir estetik tercih değil, aynı zamanda bir farkındalık eylemi. Çünkü feminizm, pürüzsüz bir hikaye anlatmaz — aksine, hayatın flu kısımlarında da var olur.
İşte tam bu sebepler yüzünden, bir düşünceyi filtrelerle süslemek onu belki daha erişilebilir kılabilir ama aynı zamanda etkisizleştirir. Çünkü her filtre, biraz da düşüncenin gücünü törpüler. Oysa feminizmin özü, sorgulatmayı, rahatsız etmeyi ve alışılmış düzeni bozmayı göze almakla ilgili…
İlginizi çekebilir >>>>> Feminist terimler: “Tokenizm” nedir?
