Fotoğraflar: @gucci
Gucci’nin Pre-Fall 2026 lookbook’unun dijital hesaplarında paylaşılması, markanın yeni yönüne dair bir süredir biriken merakın nihayet netleşmesini sağladı. Demna’nın Gucci’deki ilk adımları artık bir fragman olmaktan çıkıyor; daha bütüncül, daha bilinçli bir görsel dile dönüşüyor. Ve bu dil, markanın en parlak dönemlerine gönderme yapan ama asla geçmişe hapsolmayan bir anlatıya işaret ediyor.
Koleksiyona verilen ilk tepkilerde ortak bir cümle var: “Tom Ford’un ruhu geri döndü, ama yeni bir yazarla”
Gerçekten de Demna, Ford’un 90’lar Gucci’sine ait o erotik keskinliği ve 70’lerin klasik İtalyan cazibesini alıyor, ancak bunları kendi biçimsel disipliniyle yeniden kuruyor. Bu nostaljiyi yalnızca hatırlatmak değil, içini bugünün estetiğiyle yeniden dolduran, taze bir bakış açısı.
Tom Ford’un silüeti, Demna’nın kadrajı


Fotoğraf: @gucci
Lookbook’taki leopar paltolar, 90’lar Ford döneminin hala yenilenemeyen o tehlikeli cazibesini taşırken, Demna bunları daha ham, daha filtresiz bir gerçeklikle yeniden yorumluyor. Yan yana paylaşılan runway karşılaştırmalarının da gösterdiği gibi, bu referanslar sadece bir “saygı duruşu” değil; modaevinin kolektif hafızasında yer etmiş görüntülerin modernleşmiş yankıları.

Fotoğraf: @gucci
Aynı yaklaşım transparan üstlerde, zincir dokulu elbiselerde, ince askılı gece formlarında da görülüyor. Tom Ford’un imza seksapel’i, Demna’nın elinde daha kontrollü, daha gündeme yakın bir ifadeye dönüşüyor.
Balenciaga’dan taşınan soğuk geometri



Fotoğraf: @gucci
Bu koleksiyonda en belirgin izlenimlerden biri ise, Balenciaga’dan taşınan soğuk geometrinin, Gucci’nin tensel diliyle buluşmasi. Anlaşılan o ki, Demna’nın buradaki tavrı, Balenciaga yıllarını tamamen geride bırakmak üzerine kurulu değil. Aksine, oradaki heykelsi soğukluk ile Gucci’nin tensel feminenliği arasında yeni bir arakesit kuruyor.
Geniş çizgili spor pantolonlar, büyük hacimli logolu çantalar, bedene yakın streç siluetler… Tüm bu unsurlar, Demna’nın atletik-modern yaklaşımının modaevinin erotik DNA’sıyla harmanlandığı yeni bir hibrit estetik oluşturuyor.



Koleksiyonun en şaşırtıcı yanı ise, bu estetiğin yüksek derecede giyilebilir olması. Pre-Fall doğasına sadık bir gerçekçilik var: Arzu nesnesi yaratırken pratikliği unutmayan bir lüks.
Dijital nostalji: Moda belleğinin güncellenmiş versiyonu

Fotoğraf: @gucci
Lookbook’un görsel atmosferi de koleksiyonun tematik yapısını tamamlıyor: yüksek flaşlı çekimler, loş spotlight etkileri, hafif bulanıklıklar… Bu sinematik soğukluk, 90’lar kampanyalarını anımsatırken aynı anda bugünün dijital kültürüne ait solgun bir filtre taşıyor. Modaevinin yeni nostaljisi burada kuruluyor: geçmişin kendisine değil, hafızamızdaki duygusuna referans veren bir estetik.
Aksesuar dilinde sessiz bir netleşme



Aksesuarlar da bu koleksiyonda önemli bir odak noktası. Dionysus hala var ama daha sade, büyük tote modeller klasik kırmızı-yeşil şeridi abartısız bir zarafetle taşıyor; monogram ise yüksek sesli bir gösteriş yerine, kendine güvenen bir tona sahip. Demna, modaevinin kodlarını yeniden hatırlatırken bunu bağırarak değil, kontrollü ve kendinden emin bir fısıltıyla yapıyor.
Koleksiyonun genel hissi: Sessiz bir rönesans
Demna’nın Gucci’si artık ne Balenciaga’nın provokatif sertliğinde ne de Michele’in romantik maksimalizminde. Bu koleksiyon, ikisi arasında açılan yeni bir alanın ilk olgun ifadesi; ölçülü erotizm, keskinleştirilmiş nostalji, modern giyilebilirlik ve dijital çağın soğuk ama şiirsel atmosferi.
Sonuç, markanın geçmişiyle kurduğu dürüst bir yüzleşme: Hem kendine dönüyor hem de kendini yeniliyor.
Arzunun yeniden tanımlanışı



Pre-Fall 2026, Demna’nın modaevi ile ilişkisinin ilk kez gerçekten anlamlı bir cümleye dönüştüğünü gösteriyor. Referanslar bilinçli, siluetler odaklanmış, aksesuar dili berrak ve görsel atmosfer tutarlı. Gucci yeniden arzu üretiyor. Ama bu kez arzu daha sessiz, daha olgun, daha tanıdık. Bir markanın belleğiyle bugünü arasında kurduğu en rafine köprü.
İlginizi çekebilir >>>>> “La Famiglia” koleksiyonu
