Fotoğraf: @alexachung
Moda, uzun yıllar boyunca kadın ile erkek arasında kalın çizgiler çizen bir alan olarak görüldü. Hangi parçanın kime “yakışacağına”, neyin kimin “alanı” olduğuna başkaları karar verdi. Fakat bugün bu kurallar rafa kalkıyor ve yerini çok daha özgür, çok daha bireysel bir moda anlayışına bırakıyor. Cinsiyete göre bölümlenmiş reyonların ve etiketlere sıkışmış kalıpların hükmü, özellikle Z kuşağıyla birlikte hızla geçerliliğini yitiriyor. Gender-fluid stilin yükselişi tam da bu yüzden bir trendden çok daha fazlası, modanın özgürleşme hikayesinin yeni bölümü.
Geçmişten bugüne akışkan bir hikaye

Aslında cinsiyetsiz giyimin kökleri sandığımızdan çok daha eski. 15. yüzyılın askerleri topuklu ayakkabıyla savaşa giderken bugün topuğun kadınlara ait sayılması, modanın ne kadar dönüşebilir ve ne kadar politize edilebilir olduğunu gösteriyor. Yüzyıllar boyunca moda, toplumsal rollerle birlikte şekillendi ama her dönem bu rolleri kıran cesur figürler de vardı. 20. yüzyılda Coco Chanel’in kadınlara pantolon kazandırması, Yves Saint Laurent’in “Le Smoking” ile kuralları sarsması ya da 70’lerin glam-rock sahnesinde David Bowie ve Prince gibi ikonların sahnede androjeni estetiği kural haline getirmesi, bugün konuştuğumuz gender-fluid anlayışın ilk kıvılcımlarıydı.
Podyumdaki yeni dil
Günümüzde bu çizgiyi en net bulanıklaştıranlar ise tasarımcılar. Harris Reed’in teatral siluetleri, Rick Owens’ın karanlık ama tüm bedenlere hitap eden formları, Reed Hourani’nin tamamen unisex kesimleri artık moda haftalarının olağan bir parçası. Büyük moda evleri de aynı şekilde bu dili benimsemekte tereddüt etmiyor. Gucci’nin MX bölümünde cinsiyetsiz alışveriş deneyimi sunması, Valentino’nun karma podyum düzeni, Louis Vuitton ve Marc Jacobs’ın alışılmış kadın-erkek kodlarını parçalayarak kapsayıcı koleksiyonlar üretmesi modanın yalnızca estetik değil, toplumsal bir anlatı olduğunu kanıtlıyor.
Kırmızı halının yeni ikonları


Fotoğraf: @charlesjeffreyloverboy, @ollyalexanderr
Gender-fluid stilin görünürlüğünü en çok artıranlar ise ünlüler. Harry Styles’ın dantelli Gucci elbisesiyle verdiği pozları, Billy Porter’ın Oscar gecesine damga vuran smokin-elbise yorumu ya da Jaden Smith’in etekli Louis Vuitton kampanyası… Hepsi modanın ifade özgürlüğü üzerinde nasıl bir güce sahip olduğunu hatırlatıyor. Tilda Swinton’ın zamansız androjen duruşu ve Cara Delevingne’in smokini kendine ait bir stile dönüştüren tavrı da bu anlatının en etkili örnekleri arasında yer alıyor.
Bir trend değil, bir duruş
Gender-fluid stil, giyimden öte bir düşünme biçimi sunuyor. Kimliğin, ifadenin, bedenin ve özgüvenin merkezde olduğu bu yaklaşım, modayı herkes için daha kapsayıcı bir alan yapıyor. Ve belki de en önemlisi, kimseye “hangi tarafa ait olduğunu” sormuyor. Bu yüzden moda, uzun zaman sonra ilk kez gerçekten kişiye kim olduğuna, nasıl hissettiğine ve kendini nasıl ifade etmek istediğine odaklanıyor.
İlginizi çekebilir >>>>> Mia Goth’un “Frankenstein” gardırobuna yakın markaj
