Fotoğraf: @girlcalledluca
Her çizik bir anı, her yıpranmış köşe bir hikaye anlatır. Lüks bir çanta söz konusu olduğunda ise iki farklı yaklaşım belirir: Kimileri ona gözü gibi bakar, yalnızca özel günlerde çıkarır; kimileriyse yıpranmış çanta kullanmaktan çekinmezler onu hayatın karmaşasına dahil eder, diğer çantalarından ayırmadan yaşadıklarıyla birlikte eskimesine izin verir. Son dönemlerde ikinci seçenek moda dünyasında açık ara öne çıkıyor. Hatta bu durum Tiktok’ta da ilginç bir akıma yol açtı. Kullanıcılar tasarım çantalarını kasten çizip, tekmeleyerek merdivenden aşağı yuvarlıyorlar, hepsi “yaşanmış” bir hava katabilmek için. Çünkü çizikler, solmuş deriler ve aşınmış köşeler beklenmedik bir statü sembolü haline geldi. Peki bir zamanlar kusursuzluk arayan moda dünyası bugün nasıl oldu da eski görünümlü çantaların büyüsüne kapıldı?
Moda geçmişinde “kusur”un cazibesi

Aslında eşyaların eskidikçe güzelleşebileceği fikri yeni değil. 1970’lerin punk akımı yırtık kotları ve dağınık görünümü yüceltmişti. 2010’larda ise Saint Laurent ve Golden Goose gibi markalar kirli ve aşınmış duran spor ayakkabılar piyasaya sürdü. Birkin çantasına adını veren Jane Birkin ise sahip olduğu Hermès Birkin’i yıllarca gündelik hayatında kullanmasıyla tanınıyordu. Onun senelerce çıkartmadığı, çiziklerle ve çıkartmalarla dolu Birkin’i öyle ikonik hale geldi ki bu yıl gerçekleştirilen bir müzayedede 10 milyon doları aşan bir fiyata alıcı buldu. Üstelik çantanın değerini artıran şey tüm o yıpranmış detaylarıydı.
2000’lerin başında Olsen kardeşler, lüks çantaları özenli bir şekilde korumak yerine gündelik hayatın içine katan rahat tavırlarıyla yıpranmış çanta estetiğinin öncülerindendi. Mary ve Kate Olsen, kalem izleri ve içecek lekeleriyle kaplı Balenciaga çantasını önemsemeden taşıyor, hatta bu parçanın “hayatını anlattığını” söylüyordu. Kardeşi Ashley Olsen’ın neredeyse parçalanmış durumdaki Hermès Birkin ile görüntülenmesi de “pahalı da olsa eşyalarını umursamamak” fikrini havalı hale getirmişti. Moda tarihinde defalarca gördüğümüz üzere, bazen en büyük lüks, eşyalarınızı gözünüz gibi sakınmak değil onlarla gerçekten yaşamak oluyor.
Podyumlardan sokaklara: Kusurlu lüksün yükselişi


Fotoğraf: @cea.ras, @chiaramrrr
Günümüzde ise bu yaşanmış görünüm yüksek modanın ana akım trendi haline geldi. Öyle ki 2025-2026 sezonunda birçok lüks marka yeni çantalarını sanki yıllardır kullanılmış gibi tasarlıyor. Chanel’in kreatif direktörü Matthieu Blazy, ilk Chanel defilesinde ikonik 2.55 modeline iç çerçevesine bükülebilir teller ekleyerek çantanın zamanla yamulup şeklinin bozulmasını amaçladı. Prada da klasik Bowling ve Galleria çantalarını kenarlarını koyulaşmış, rengi soluk bir deriyle, bilerek eskitilmiş bir halde podyuma çıkarmıştı. Miu Miu podyumunda da aynı şekilde yıllardır kullanılmış gibi duran çantalar öne çıkarken, Isabel Marant defilesinde bohem ruhlu yıpranmış çantalarını sunmuştu.
Yıpranmış çantaların “messy girl” estetiğiyle buluşması


Fotoğraf: @ritasmota, @alanabc
Yıpranmış çantaların çekiciliği, günümüzün yükselen “messy girl” estetiğiyle de örtüşüyor. Bu estetik, geleneksel moda ikonu imajının tersine, bilinçli dağınıklığın, plansızlığın ve zahmetsiz şıklığın bir kutlaması. Sosyal medyada kendine geniş bir yer bulan bu stil, sabah kahvesini yeni bitirmiş, saçlarını dağınık topuz yapmış ama yine de dikkat çekici olmayı başaran bir kadının enerjisini taşıyor. Çantası temiz ve jilet gibi değil; üstü ruj izleriyle lekelenmiş, içine atılmış kitap, ezilmiş cüzdan ve hafif buruşmuş bir dergiyle dolu.
İlginizi çekebilir >>>>> Kış gardıroplarında geyik deseni dönemi başlıyor
