Yunan müziğinin en güçlü seslerinden Natasa Theodoridou, İstanbul’la kurduğu özel bağı, yıllara meydan okuyan kariyerini ve müziğin hâlâ neden en güçlü duygu dili olduğunu InStyle Türkiye’ye anlattı.
Yıllardır sahnede olmasına rağmen hâlâ aynı heyecanı ve duyguyu dinleyicisine geçirebilen isimlerden biri Natasa Theodoridou. Yunan müziğinin en sevilen seslerinden olan sanatçı; İstanbul’a duyduğu yakınlıktan sahne öncesi ritüellerine, yıllara yayılan kariyerinden müziğin evrensel gücüne kadar birçok konuyu InStyle Türkiye için anlattı. 7 Haziran’da Harbiye’de gerçekleşecek konseri öncesinde konuştuğumuz Theodoridou, müziğin hâlâ insanlar arasında en güçlü bağlardan biri olduğunu söylüyor.
İstanbul’a her gelişinizde ilk hissettiğiniz şey ne oluyor? Bu şehir sizin için nasıl bir duyguya karşılık geliyor?
İstanbul’a her gelişimde ilk hissettiğim şey çok özel bir duygu oluyor; heyecan, nostalji ve sıcaklık bir arada. İstanbul ruhu olan bir şehir. Tarihi, enerjisi ve büyülü atmosferiyle insanı hemen içine alan, sarıp sarmalayan bir yer.

Benim için İstanbul sadece sahne almak için geldiğim bir şehir değil; aynı zamanda dostlarımla, anılarımla ve güzel duygularla buluştuğum bir yer. Bu şehirde bana çok tanıdık ve yakın gelen bir his var.
Kariyerinizin en başında ilk üç albümünüzün de platin olması gibi nadir bir başarınız var. O dönemde bunun büyüklüğünü fark edebiliyor muydunuz, yoksa her şey çok hızlı mı gelişti?
O dönemde her şey çok hızlı gelişti. Gençtim, hayallerim vardı ve en çok çalışmaya, şarkı söylemeye, kendimi her gün biraz daha geliştirmeye odaklanmıştım. Elbette çok güzel bir şeylerin olduğunu hissediyordum ama o an bunun büyüklüğünü bugünkü kadar idrak edebildiğimi sanmıyorum.
Bugün geriye dönüp baktığımda büyük bir minnet duyuyorum. O ilk yıllar bana güç verdi ama aynı zamanda sorumluluk da öğretti. Başarı çok kıymetli bir hediye; fakat onu disiplinle, istikrarla ve sizi dinleyen insanlara duyduğunuz saygıyla taşımak gerekir.
Sahneye çıkmadan hemen önce kuliste nasıl bir Natasa var? Ritüelleriniz ya da sizi sakinleştiren bir şey var mı?
Sahneye çıkmadan önce oldukça sessiz bir Natasa vardır. Konser günlerinde kendimi tamamen müziğe adarım. Çok az konuşurum, mutlaka vokal çalışmamı yaparım ve beni dinlemeye gelerek onurlandıran insanların karşısına en iyi şekilde çıkabilmek için hazırlanırım.

O anlarda belli bir disiplin içinde olurum. Sadece teknik olarak değil, duygusal olarak da sahneye hazır olmak isterim. Sahne benim için çok özel, neredeyse kutsal bir yerdir. Bu yüzden sahneye her zaman büyük bir saygıyla çıkarım.
Türk dinleyicisiyle aranızda özel bir bağ olduğu hissediliyor. Sizce bu bağın sebebi ne?
Bence bu bağın temelinde duygu var. Müzik, dili ve sınırları aşarak insanlara ulaşabilen çok güçlü bir şey. Dinleyicisi çok sıcak, dışa dönük ve samimi olunca; duygularını çok açık bir şekilde paylaşınca, sahnede çok güçlü karşılıklı bir enerji yaratıyor.
Türk dinleyiciler yıllardır Atina’da ve Selanik’te sahne aldığım programlarda beni yalnız bırakmadılar. Şimdi benim onların yanına, kendi şehirlerine gelmem bu bağı daha da anlamlı kılıyor.
Yıllardır sahnedesiniz ama hâlâ çok güncel ve güçlü kalıyorsunuz. Sizi bu kadar diri tutan şey ne?
Beni sanatsal olarak diri tutan şeyin müziğe duyduğum sevgi ve değişime duyduğum saygı olduğunu düşünüyorum. Müzik yaşayan, nefes alan, sürekli değişen bir şey. Eğer onu dürüstçe ve merakla takip etmeye devam ederseniz, siz de onunla birlikte gelişirsiniz.

Hiçbir zaman sadece geçmiş başarıların arkasına yaslanmak istemedim. Her konser, her şarkı ve her dinleyici benim için yeni bir başlangıçtır. Bu his beni canlı, ilham dolu ve yaptığım işe bağlı tutuyor.
Bugüne kadar söylediğiniz şarkılar arasında sizin için en “kişisel” olan hangisi? Sahnede söylerken hâlâ sizi etkileyen bir parça var mı?
Kalbimde çok özel yeri olan birçok şarkı var çünkü her biri hayatımın başka bir dönemine ait. Bazı şarkılar bana insanları, bazıları anları, bazıları da içimizden tamamen silinmeyen duyguları hatırlatıyor.
Tek bir şarkı seçmek benim için zor. Çünkü bir şarkı gerçekse, yıllar geçse de içinizde yaşamaya devam ediyor. Özellikle seyircinin o şarkıyı kendi anıları ve kendi hikâyeleriyle söylediğini hissettiğimde, sahnede hâlâ beni derinden etkileyen parçalar oluyor. Fakat mutlaka bir şarkı derseniz Den s’adiko şarkısı ayrı bir yere sahiptir.
Aşk, ayrılık, özlem… Şarkılarınızın merkezinde hep güçlü duygular var. Sizce insanlar neden hâlâ bu şarkılarda kendini buluyor?
Çünkü bu duygular hepimizin hayatının bir parçası. Aşk, ayrılık, özlem, umut… Bunlar evrensel duygular. Farklı ülkelerde yaşayabilir, farklı diller konuşabilir, farklı hikâyelere sahip olabiliriz ama kalp bu duyguları hemen tanır.

Bir şarkı, insanlara kendi yaşadıkları bir şeyi anlatıyormuş gibi hissettirdiğinde güçlü olur. Bence bu yüzden bazı şarkılar zamanın içinden geçmeye devam eder. Onlar sadece melodi değildir; insanların en kişisel anlarına eşlik eden yol arkadaşlarıdır.
Müzik dışında sizi en çok besleyen şeyler neler? Şehirler, insanlar, sessizlik, seyahat…
Beni en çok insanlar besler. Gerçek sohbetler, samimi duygular, gündelik hayatın sade anları… Bunların hepsi benim için çok kıymetli. Karakteri, hafızası ve ruhu olan şehirler de bana çok ilham verir.
Bazen sessizliğe de ihtiyaç duyarım. Sessizlik insanın kendini duymasını, merkezine dönmesini sağlar. Seyahat etmek de benim için her zaman besleyicidir; çünkü her yerin kendine ait bir ritmi, rengi ve hikâyesi vardır.
7 Haziran gecesi için küçük bir ipucu alabilir miyiz? Dinleyiciyi nasıl bir konser bekliyor?
Çok duygusal ve büyülü bir gece olacağına inanıyorum. Harbiye’nin kendine has çok özel bir atmosferi var ve İstanbul dinleyicisiyle böyle güçlü bir açık hava sahnesinde buluşmak benim için büyük bir mutluluk.
O gece şarkılarımızı, anılarımızı ve duygularımızı hep birlikte paylaşacağız. Dileğim, gelen herkesin kendini samimi ve unutulmaz bir gecenin parçası gibi hissetmesi; ruhlarımızın melodilerle buluştuğu özel bir akşam yaşamak.
İlginizi çekebilir >>>>> The Devil Wears Prada 2 sektördeki insanları neden derinden etkiledi?
