Fotoğraf: @rosalia.vt
Moda tarihinin her döneminde kadınlar, toplumun beklentileriyle kendi arzularının arasında sıkışmış bir gardıropla baş başa kaldı. Beğenilmek mi istiyorduk, yoksa kendimizi ifade etmek mi? Uzun yıllar boyunca bu soru aklımızın, hatta kıyafetlerimizin bir parçası hâline geldi. Laura Mulvey’nin 1975’te kavramsallaştırdığı “male gaze” (erkek bakışı), kadınların nasıl görünmesi ve nasıl temsil edilmesi gerektiğine dair güçlü bir kültürel filtreden söz ediyor. Bu bakış, kıyafet seçimlerinden beden diline kadar kadınların görünürlüğünü belirleyen temel normlardan biri olarak konumlanıyor.
2010’larda Leandra Medine Cohen’in kurduğu “Man Repeller” ise tam bu noktada devreye girerek oyunu bozdu. Blog, kadınların erkeklerin beğenisini kazanmak için değil, tamamen kendi keyifleri, kimlikleri ve mizahları için giyinmesini savunan eğlenceli ama politik bir hareket yarattı. Moda, bu sayede kendini ifade etme ve temsil alanına dönüştü; hem de bunu günlük giyinme pratikleri üzerinden görünür kılarak.
Günümüzde bu yaklaşımı en güçlü taşıyan pop figürlerinden biri de Rosalía. Sadece müziğiyle değil, tarzıyla da ataerkil moda kodlarını sorgulayan bir noktada duran Rosalía, Fashion Neurosis YouTube kanalına konuk olduğu röportajda “Kız olmaktan kadın olmaya geçme sürecini nasıl tanımlarsın?” sorusuna yanıt veriyor.
“Erkeklerin veya diğerlerinin ilgisi için değil, kendim için yapmaya başladım”


Fotoğraflar: @rosalia.vt
Bu cevap, moda üzerinden kadın otonomisini tarif eden güncel bir feminist pozisyon niteliğinde.
Giyinirken erkeklerin ne düşüneceğini hesaba katmamak ilk bakışta kişisel bir tercih gibi durabilir. Fakat aslında bu, kadınların kendi bedenleri ve stilleri üzerindeki otonomisini geri alma biçimi; modern bir feminist refleks. Üstelik mesele yalnızca “erkekler için giyinmemek” değil; “kimin için giydiğini kendin seçmek” özgürlüğüne dayanıyor.
Onun tarzı; gösterişli parçaları, oversized bomber ceketleri, kabarık elbiseleri, heavy-duty botları, parlak lateks dokuları ve etnik, abartılı aksesuarları birleştiren bir ifade alanı. Rosalía, kıyafetlerinin çirkin bulunmasını ya da “makul” durmamasını önemsemiyor çünkü bunlar onun için sadece kıyafet değil; patriyarkanın moda üzerindeki kontrolünü kıran pratikler.
Rosalía, tarzıyla bize yıllarca arasında kaldığımız bu iki soruyu tek bir soruya indirgediğimizde bir şeylerin değişebileceğini anlatıyor:
“Ben nasıl istiyorum?”


Fotoğraflar: @rosalia.vt
Gardırobumuz bize her gün “biri” olma fırsatı sunuyor. Karakterimizi, modumuzu ve temsil ettiğimiz şeyi kıyafetler aracılığıyla üzerimizde taşıyoruz. Kendi dünyamızda bir “biri” olmak isterken bunu başkalarının beğenisiyle ya da düşüncesiyle inşa edemeyiz. Önemli olan, o gün gardırobumuza karşı sorduğumuz bu soruya nasıl cevap verdiğimiz.
Rosalía, tarzı ve tavrıyla Man Repeller’ın yıllar önce başlattığı bu feminist moda yaklaşımıyla aynı noktada buluşuyor. Ve moda, yalnızca bir kavram olmaktan çıkıp üzerimizde taşıdığımız bir manifestoya dönüşüyor.
İlginizi çekebilir >>>>> Jane Birkin’in kızı Lou Doillon’dan ilham alan 3 stil tüyosu
