Fotoğraflar: Chanel Press
Haute couture, modanın en deneysel alanı olarak görülse de bazı defileler gösterişli fikirlerden çok işçiliğin kendisini ön plana çıkarıyor. Chanel’in Sonbahar/Kış 2026-2027 Haute Couture koleksiyonu da böyle bir yerde duruyor. Matthieu Blazy, Chanel için hazırladığı ikinci haute couture koleksiyonunda el işçiliğini, doğayı ve masalsı anlatımı aynı potada buluşturuyor. Rafyanın tüvite dönüşmesi, tüylerin zarif çerçevelere evrilmesi ya da ayçiçeğinin düğmelere işlenmesi, Chanel’in couture dünyasında en küçük detayın bile bir hikaye taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.
Doğanın renk paleti couture ile buluşuyor



Koleksiyonun ilk dikkat çeken yönü renk seçimleri oluyor. Siyah ve beyazın klasik birlikteliği bu sezon bej, taba, yulaf, fildişi, kahverengi, koyu yeşil ve mürdüm tonlarıyla zenginleşiyor. Bu doğal palet, kırsal yaşamın atmosferini couture dünyasına taşıyor. Chanel’in yıllardır klasiği olan bej tonu ise farklı dokular ve sıcak alt tonlarla yeniden yorumlanıyor. Renkler yalnızca estetik bir tercih olmaktan çıkıp koleksiyonun sakin ama güçlü anlatısını destekleyen unsurlara dönüşüyor.
En küçük detaylar bile bir hikaye anlatıyor



Haute couture’un büyüsü çoğu zaman uzaktan fark edilmeyen ayrıntılarda saklıdır. Chanel bu sezon bunu düğmelerden işlemelere kadar her noktada hissettiriyor. Dokuz farklı mücevher düğme, ayçiçeğinin tohumdan tomurcuğa ve açmış çiçeğe uzanan yaşam döngüsünü simgeliyor. İnce yün tül etekler kat kat elle pilelenirken, çilek motifleri Lesage’ın el işçiliğiyle kumaş üzerine işleniyor. Sarı tüylerden oluşan ince şeritler ise ceketlerin dış hatlarını zarifçe çevreleyerek hareket hissi katıyor. Bu detaylar, koleksiyonun romantik atmosferini güçlendirirken couture’un neden benzersiz olduğunu da gösteriyor.
Oz Büyücüsü’nün büyüsü


Koleksiyonun hikaye anlatıcılığı yönü, sinematik ve edebi referanslarla derinleşiyor. “Oz Büyücüsü” filmindeki Korkuluk karakterinden ilham alan silüetler, podyumun en melankolik ve güçlü anlarını oluşturdu. Ancak bu referans, ham bir kostüm algısından tamamen uzak. Kırmızı tüvit gömleğin üzerindeki Lesage imzalı kareli işlemeler, karaktere sofistike bir saygı duruşunda bulunuyor. Chanel atölyelerinin üstün işçiliği sayesinde, bir masal figürü modern bir couture ikonuna evrilerek podyumda hayat buluyor.
Modern bir Gabrielle: Eller ceplerde


Chanel kadını hiçbir zaman sadece şık değildir; o her zaman rahattır, özgürdür ve tavrıyla konuşur. Koleksiyondaki ince yün tül etekler havada uçuşurken, bu romantizme zıtlık oluşturan düşük bel silüetler dikkat çekiyor. Modellerin podyumda elleri ceplerinde, son derece eforsuz bir yürüyüş sergilemesi, modern bir Gabrielle Chanel silüetini günümüze taşıyor.
Çiçekler koleksiyonun sessiz anlatıcısı


Çiçek motifleri bu sezon koleksiyonun doğayla kurduğu bağın en güçlü sembollerinden biri. Bir görünümde sarmaşıkları andıran işlemeler elbisenin üzerinde doğal bir akış yaratırken, bir diğerinde yüzeyi tamamen kaplayan üç boyutlu çiçek aplikeleri couture işçiliğinin sınırlarını yeniden tanımlıyor. Fırça darbelerini anımsatan nakışlar, renkli çiçek düğmeleri ve katmanlı dokular ise adeta giyilebilir bir botanik illüzyonu yaratıyor. Chanel, çiçekleri bu sezon kumaş, nakış ve hacim arasında kurduğu yaratıcı diyaloğun merkezine yerleştirerek haute couture zanaatkarlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Masallar topuklarda hayat buluyor


Koleksiyonun en eğlenceli detaylarından biri ise ayakkabılar. Matthieu Blazy, masalsı anlatıyı yalnızca giysilerle sınırlamıyor; topuklu ayakkabıları da koleksiyonun hikaye anlatıcısına dönüştürüyor. İnci taneleriyle dolu bezelye kabuğunu andıran topuklar, kelebekler, minik çiçekler ve figüratif detaylarla süslenen tasarımlar, Prenses ve Bezelye, Çirkin Ördek Yavrusu, Çizmeli Kedi ve Altın Saçlı Kız gibi klasik masallara göndermeler yapıyor. Fakat bu masalsı parçalar asla kostüm hissi uyandırmıyor.
İlginizi çekebilir >>>>> Paris Haute Couture Haftası: Dior Sonbahar/Kış 2026-2027 Haute Couture
